Önünüzde iki çay fincanı var.
Biri fabrikadan yeni çıkmış: kusursuz, parlak, simetrik. Diğeri elde yapılmış, hafif çarpık, bir kenarı zamanla çatlamış. Sırrı bile her yerde eşit değil.
Batı estetiğinin uzun geleneği genellikle birinciyi seçmeyi öğretir. Japon estetiği ise çoğu zaman ikinciyi daha değerli bulur. Bu tercihin arkasındaki kavramın adı wabi-sabi.
Bugün dünyada dolaşan haliyle wabi-sabi çoğu zaman tek bir slogana indirgenir: 'kusurun güzelliği'. Oysa kelimenin gerçek hikâyesi daha eski, daha somut ve açıkçası daha kasvetli. İçinde isimler, tarihler ve bir 'sefil çay' geleneği var.
一İki kelime, iki kasvet
Kavram aslında iki ayrı sözcüğün birleşimidir ve ikisi de başlangıçta güzellikten çok yoksunluk anlatıyordu.
Wabi 侘wabi, klasik Japoncadaki *wabu* fiilinden gelir; bugünkü *wabishii* sıfatıyla akrabadır ve 'yoksul, kasvetli, içe kapanık' bir hâli anlatır. Süslü bir sarayın değil, yalın bir çay odasının duygusudur.
Sabi 寂sabi ise *sabu* fiilinden türer. Aynı kökten gelen *sabiru* bugün 'paslanmak', *sabishii* ise 'yalnız' demektir. Yani sabi, zamanın bir nesneye kattığı yıpranmadır: eskiyen ahşabın rengi, kullanıla kullanıla yumuşamış bir yüzey.
Başta pek de iç açıcı olmayan bu iki kelime bir araya gelince bir estetik tutuma dönüşür: yeni ve parlak olanın değil, yaşanmış ve sakinleşmiş olanın değeri. Bir nesnenin geçmişi olması onu kusurlu değil dolu yapar. Ama bu dönüşüm kendiliğinden olmadı; birileri eliyle yapıldı.
二Yoksulluğu estetiğe çeviren çay ustaları
Wabi'yi bir yoksunluk hâlinden bir güzellik ölçütüne çeviren yer, çoğunlukla çay odası oldu. Bu dönüşümün üç ismi var.
İlki Murata Jukō (1423-1502). Wabi-cha'nın, yani sade çay yolunun babası sayılır. Geride bıraktığı *Kokoro no Fumi* (Gönülden Mektup) adlı metinde, gösterişli ithal Çin porseleni yerine sade, yerli, kusurlu kapların değerini savunur.
İkincisi Takeno Jōō (1502-1555), Sakai'li bir tüccar. Jukō'nun başlattığı çizgiyi geliştirdi ve bir öğrencisine aktardı.
O öğrenci Sen no Rikyū'ydü (1522-1591). Önce Oda Nobunaga'nın, ardından Toyotomi Hideyoshi'nin çay ustası oldu. Bugün bildiğimiz çay seremonisinin çoğu onun tasarımıdır: küçük bir odanın ölçüsü, her kaba ve her konuğa gösterilen dikkat, pahalı ve parlak olanın değil el yapımı ve kusurlu olanın öne çıkarılması. Wabi-sabi soyut bir his olmaktan çıkıp bu odada, bu nesnelerle elle tutulur hâle geldi.
三Kintsugi: kırığı saklamamak
Bu duyarlılığın en somut örneği kintsugi sanatıdır. Kırılan bir seramik atılmak yerine onarılır, ama gizlenerek değil. Kırık hatlar *urushi* denen lakla ve altın (kimi zaman gümüş ya da platin) tozuyla doldurulur. Sonuç, kırığı saklamaz; onu altın bir damarla vurgular.
Rivayet, başlangıcı 15. yüzyıla, Muromachi shogunu Ashikaga Yoshimasa'ya (1436-1490) bağlar. Anlatıya göre Yoshimasa kırılan çay kâsesini onarılsın diye Çin'e yollar; kâse geri geldiğinde çirkin madeni kenetlerle tutturulmuştur. Bu kaba onarım, Japon ustaları daha güzel bir yol aramaya iter. Kintsugi'nin kesin kökeni belirsizdir ve bu hikâye bir rivayet olarak anlatılır; ama tekniğin 15. yüzyıldan sonra, çay seremonisiyle birlikte yaygınlaştığı düşünülür.
Buradaki fikir derindir. Nesnenin başına gelen kaza, onun hikâyesinin bir parçasıdır; saklanacak bir utanç değil, gösterilecek bir iz. Kintsugi'den geçmiş bir kâse, kırılmadan önceki hâlinden daha değerli sayılabilir.
四Geçicilik ve mono no aware
Wabi-sabi, Japon düşüncesindeki bir başka kavramla yakın akrabadır: mono no aware, yani 'şeylerin geçiciliğinden duyulan ince hüzün'. Kökü, Budist düşüncedeki 無常mujō fikrine, yani hiçbir şeyin kalıcı olmadığı kabulüne uzanır.
Bu deyiş aslında Heian dönemi edebiyatından gelir. Ama onu Japon edebiyatının merkezine yerleştiren kişi, Edo döneminin ünlü bilgini Motoori Norinaga'dır (1730-1801). Norinaga, 1799'da yazdığı *Genji Monogatari Tama no Ogushi* (Genji'nin Mücevher Tarağı) adlı incelemesinde, mono no aware'yi *Genji'nin Hikâyesi*'nin ve geniş anlamda Japon duyarlılığının özü olarak tanımladı. Terimi o icat etmedi, ama ona bugünkü ağırlığını kazandıran odur.
Kiraz çiçeğinin Japonya'da bu kadar sevilmesi de aynı duygudan beslenir. Çiçek tam açtığında dökülmeye de başlar; ömrü topu topu bir, iki haftadır. İşte bu kısa ömür onu daha değerli kılar. Aynı duyarlılık şiire de sindi: 17. yüzyılın büyük haiku şairi Matsuo Bashō (1644-1694), sabi'yi haiku'nun belirleyici duygusu hâline getiren isim olarak anılır.
五Bir kelimenin dünyaya açılışı
Peki wabi-sabi bugün neden bu kadar tanınıyor? Bunun arkasında belirli bir kitap var. Leonard Koren, 1994'te *Wabi-Sabi: for Artists, Designers, Poets & Philosophers* adlı ince kitabını yayımladı. Batı dünyası kavramı büyük ölçüde bu kitap üzerinden tanıdı; sonraki neredeyse her wabi-sabi kitabı ona dayanır.
İlginç olan şu: Koren'in kendisi bile wabi-sabi'nin Japonya'da bile net bir tanımı olmayan, kaygan bir kavram olduğunu söyler. Yani 'kusurun güzelliği' sloganı kadim ve değişmez bir öğreti değil. Çaydan şiire, dinden gündelik nesnelere yüzyıllar içinde yayılmış, kenarları bulanık bir duyarlılıktır. Bunu bilmek kavramı zayıflatmaz; tam tersine onu süslü bir sözden gerçek bir kültürel dokuya çevirir.
六Wabi-sabi bugün ne anlatır?
Bütün bu tarihe rağmen wabi-sabi bir müze bilgisi değil, hâlâ yaşayan bir duyarlılıktır. Her şeyin parlak ve sürekli yenilenmiş olması beklenen bir dünyada sakin bir karşı duruş sunar: belki de her şeyin kusursuz olması gerekmiyor.
Yıllanmış bir ahşap masa ya da kenarları aşınmış bir defter, atılması gereken değil, belki de değer verilmesi gereken şeylerdir.
Japonca öğrenmek de biraz buna benzer. İlk cümlelerin kusurlu olacak, telaffuzun eğri büğrü çıkacak, 心kokoro gibi basit bir kelimeyi bile birkaç kez unutacaksın. Wabi-sabi sana şunu hatırlatır: bu kusur bir başarısızlık değil, sürecin kendisidir. Önemli olan parlak bir başlangıç değil, zamanla derinleşen bir yol.
Kanjilerin kendi içinde de bir wabi-sabi vardır: her biri yüzyıllar boyunca elden ele geçmiş, sadeleşmiş, yumuşamış birer biçimdir. Onları nasıl kalıcı şekilde öğrenebileceğini kanji nasıl ezberlenir yazımızda anlattık; aynı geçicilik duygusunu Kyoto'nun sabah sessizliğinde de bulabilirsin. Sen de bu kelimeleri kökleriyle öğrenmeye Kanji Nanji'de başlayabilirsin.
Sık sorulan sorular
Wabi-sabi tam olarak ne demek?
Wabi-sabi, geçici, eksik ve tamamlanmamış olanın güzelliğini gören Japon estetik duyarlılığıdır. 'Wabi' klasik *wabu* fiilinden gelir ve sade, gösterişsiz, alçakgönüllü olanı; 'sabi' ise *sabu* fiilinden türer ve zamanın bir nesneye kattığı sükûneti anlatır.
Wabi-sabi kavramını kim ortaya attı?
Tek bir kişi değil. Sade çay estetiği (wabi-cha) Murata Jukō, Takeno Jōō ve özellikle Sen no Rikyū gibi çay ustalarınca 15-16. yüzyılda biçimlendi. Kavramı Batı'ya tanıtansa Leonard Koren'in 1994 tarihli kitabı oldu. Yani wabi-sabi kadim bir öğreti değil, yüzyıllara yayılmış bir duyarlılıktır.
Kintsugi ile wabi-sabi arasındaki ilişki nedir?
Kintsugi, kırılan seramiği urushi lakı ve altın tozuyla onarma sanatıdır ve wabi-sabi'nin en somut örneğidir. Kırığı gizlemek yerine altın bir damarla vurgulayarak, kusurun ve geçmişin bir nesneye değer kattığı fikrini gösterir.
Mono no aware ile wabi-sabi aynı şey mi?
Yakın akraba ama aynı değil. Mono no aware, şeylerin geçiciliğinden duyulan ince hüznü anlatır; deyişi Japon edebiyatının merkezine Edo dönemi bilgini Motoori Norinaga taşımıştır. Wabi-sabi ise bu geçiciliği ve eksikliği bir güzellik ölçütüne dönüştürür.
Kanji Nanji'de kanji, kelime, dilbilgisi ve JLPT hazırlığı tek yerde, Türkçe. Mochi seninle 15 dakikada başlatıyor.
Ücretsiz başla →Deniz Öztürk, tatemae ile honne'den sumimasen'in görünmez gramerine Japon kültürünü dille birlikte yazıyor. Bir kelimeyi sözlük karşılığıyla değil, hangi sahnede nasıl kullanıldığıyla anlatmayı seçer.